Puan bir kapı açar; ama hangi kapıdan geçeceğini söylemez. Yüksek puanla gidilebilecek bir yere gitmemek bazen “puanı ziyan etmek” gibi hissettirir. Bu his çok güçlüdür, çünkü emeğinin karşılığını almak istersin. Ama emeğinin karşılığı bir okulun ya da bölümün puanı değil, önündeki yılların nasıl geçeceğidir.
Pahalı ucuzluk
Puanın yettiği en yüksek yeri seçmek başta ucuz bir karar gibi görünür: düşünme yükünü azaltır, çevreyi memnun eder, iyi hissettirir. Ama o yer sana uymuyorsa bedeli yıllar içinde ödenir: sevilmeyen dersler, yorucu bir yol, ilgi duymadığın bir alan. Başta ucuz görünen karar en pahalısı olabilir.
Küçük ama can alıcı
Puan bir sonuç, bir hedef değil. Onu yüksek bir yere “harcamak” zorunda değilsin; sana en uygun yerde kullanabilirsin.
Puanın yanına konacaklar
Tercih yaparken puan önemli bir veri, ama yanında başka sorular da olmalı: Bu alan ilgimi çekiyor mu? Bu okulun ya da bölümün günlük hayatı bana uygun mu? Ulaşım, ortam, dersler ve gelecekte yapmak istediğim işler bununla ne kadar bağlantılı? Bu soruların cevapları puanla aynı sonuca varabilir; o zaman ne güzel. Varmıyorsa üzerinde durulması gereken bir şey var demektir.
Bir de çevrenin sesi var: “O puanla orada ne işin var?” Bu cümle iyi niyetli olabilir, ama o yılları senin yerine yaşayacak olanlardan gelmez. Kararını sakince açıklayabiliyorsan, puanının “altında” bir yeri seçmek bir kayıp değil, bir tercihtir.
Denemeye değer
Tercih listendeki ilk üç yeri, puanlarını hiç görmeden, yalnızca sana uygunluklarına göre sırala. Sonra puanlara bak. İki sıralama farklıysa, farkın sebebini dürüstçe yaz.
Puanım yetiyor diye gitmek bazen doğru bir karar olabilir. Ama sadece yettiği için gitmek, kararı puana bırakmaktır. Puanın sana kapıyı açsın; hangi kapıdan geçeceğine sen karar ver.