Kararsızlığın kötü bir ünü var: “kararsız biri” dendiğinde aklımıza zayıflık gelir. Oysa bazı kararsızlıklar düşünmenin ta kendisidir. Önemli bir seçimde hemen karar verememek, çoğu zaman seçeneklerin gerçekten zor ya da bilginin eksik olduğunu gösterir. Böyle bir durumda anında karar vermek cesaret değil, acele olabilir.
Duraklamak ile takılmak
Yine de iki tür kararsızlık var. Biri duraklamadır: bilgi toplarsın, sorular sorarsın, seçenekleri tartarsın. Diğeri takılmadır: aynı düşünceler dönüp durur, yeni hiçbir şey eklenmez, sadece kaygı büyür. İlki seni bir yere götürür; ikincisi olduğun yerde yorar.
Küçük ama can alıcı
Kararsızlığının hangisi olduğunu anlamak için sor: Son bir haftada bu konuda yeni bir şey öğrendim mi? Öğrendiysen duraklıyorsun. Öğrenmediysen takılmış olabilirsin.
Takılınca ne yapmalı?
Takıldığında daha çok düşünmek genelde işe yaramaz; farklı düşünmek gerekir. Seçenekleri yazmak, her birinin en kötü ve en iyi ihtimalini somutlaştırmak, konuyu bir yetişkine ya da rehber öğretmene anlatmak düğümü çözebilir. Bazen küçük bir deneme, uzun bir düşünmeden daha çok bilgi verir.
Her kararın aynı ağırlıkta olmadığını hatırlamak da iyi gelir. Bazı kararlar geri alınabilir, bazıları sonradan değiştirilebilir, çok azı gerçekten kalıcıdır. Geri alınabilir bir seçimde uzayan kararsızlık, kararın kendisinden daha pahalıya gelebilir.
Denemeye değer
Kararsız kaldığın konuya bir son tarih koy ve o tarihe kadar yapacağın üç somut şeyi yaz: kiminle konuşacaksın, neyi araştıracaksın, neyi deneyeceksin. Son tarih geldiğinde elindeki bilgiyle karar ver.
Kararsızlık her zaman bir kusur değil. Bazen hayatın sana “biraz dur, bir daha bak” deme biçimi. Yeter ki duraklama bir mola olsun, bir durak değil.