Önce güzel yanını teslim edelim: sevmediğin bir işi yıllarca yapmak yıpratır, o yüzden ilgi önemlidir. Ama “tutkunu takip et” cümlesi, sanki herkesin hazır, net, tek bir tutkusu varmış gibi konuşur. Çoğu insanın öyle bir tutkusu yoktur — ve bu bir eksiklik değildir.
Tutku çoğu zaman önce değil, sonra gelir
Bir şeyi baştan tutkuyla sevmeyiz genelde; onda iyileştikçe, emek verdikçe, küçük başarılar biriktirdikçe sevmeye başlarız. Yani sıra çoğu zaman terstir: tutku, işi bulmanın koşulu değil, iş içinde büyüyen bir şeydir. “Önce tutkumu bulayım” diye beklersen, çoğu zaman hiç başlayamazsın.
Küçük ama önemli
Sevdiğin şey iş olunca da zorlu, sıkıcı, tekrar eden kısımları olur. Bir işi sevmek, onun kötü günlerini de taşıyabilmektir — sadece iyi anlarını değil.
Tutkuya ek olarak sorulacaklar
“Neyi seviyorum?” iyi bir soru ama tek başına yetmez. Yanına birkaç soru daha gerekir: Bu işin zor kısımlarını taşıyabilir miyim? Bu alanda gerçekten gelişebilir miyim? Bu iş bana nasıl bir günlük hayat verir? Bu işe ihtiyaç var mı? Tutku pusuladır ama harita değildir; yönü gösterir, yolu değil.
Bir de şu var: bugün tutkuyla sevdiğin şey, on yıl sonra değişebilir. Tek bir tutkuya bütün geleceğini bağlamak yerine, birden çok ilgiyi ve beceriyi geliştirmek daha esnek bir yol sunar. Tutku sabit bir nokta değil; seninle birlikte değişen canlı bir şey.
Denemeye değer
Sevdiğin bir alanı düşün ve sor: “Bu işin en sıkıcı, en zor kısmını da yapmaya razı mıyım?” Cevabın “evet”e yakınsa, orada gerçek bir yön olabilir. Sadece “seviyorum” yetmez.
Tutkunu takip et — ama ona bir de akıl kat. Tutku ateşi yakar; ama o ateşin sürmesi için beceri, sabır ve gerçekçilik gerekir. En güzel tavsiye, çoğu zaman en eksik olandır; eksiği tamamlamak sana kalıyor.