Önce dürüst olalım: her dersin senin hayatına doğrudan, görünür bir faydası olmayabilir. Ama “işime yaramayacak” hissi çoğu zaman dersin kendisinden değil, ona bağlanacak bir sebep bulamamandan gelir. Motivasyon, gökten inen bir duygu değil; çoğu zaman kurduğun bir bağdır.
Motivasyonu bekleme, sebebini kendin kur
- Doğrudan fayda: “Bu konu bir üst sınıfta / sınavda karşıma çıkacak.” Bazen sebep basitçe budur ve bu da geçerlidir.
- Dolaylı fayda: Bir ders sana konunun kendisini değil, bir beceriyi (sabır, mantık kurma, problem çözme) kazandırıyor olabilir.
- Kişisel bağ: Konuyu ilgi duyduğun bir şeye bağla. Tarih bir oyuna, matematik bir spora, biyoloji bedenine bağlanınca canlanır.
“Sevmek” şart değil, “başlamak” yeter
Bir dersi sevmeni bekleme; çoğu şeyi yaptıkça, biraz iyileştikçe sevmeye başlarız. Sıra çoğu zaman terstir: önce küçük bir başarı gelir, sevgi ve ilgi onun peşinden. Yani sevmek başlamanın koşulu değil, sık sık sonucudur.
İlgiyi küçük galibiyetlerle besle
- 1En sevmediğin derste bile küçük, kazanabileceğin bir hedef seç: “Sadece şu tek soru tipini çözmeyi öğreneceğim.”
- 2Onu başardığında fark et. Küçük bir “yaptım” hissi, o derse karşı direnci azaltır.
- 3Bir sonraki küçük hedefe geç. İlgi, büyük kararlarla değil, üst üste gelen küçük galibiyetlerle büyür.
- 4İlerlemeni görünür kıl: yaptıklarını işaretle. Yol aldığını görmek, motivasyonun en gerçek kaynağıdır.
Anlamı olmayan yük en ağırıdır
Bir işin neden yapıldığını bilmemek, onu olduğundan ağır kılar. Bir derse tutunacak tek bir sebep bile bulduğunda, aynı ders daha hafif gelir. Sebebi dışarıda bulamıyorsan, kendine bir tane kurabilirsin.
Her dersi sevmek zorunda değilsin. Ama her derse tutunacak küçük bir sebep bulabilirsin — ve o sebep, motivasyonu beklemekten çok daha güvenilirdir.