Bir kitabı bitirince, bir maçı izleyince ya da biriyle uzun uzun konuşunca geriye bir şey kalır: bir cümle, bir sahne, bir his. Kısa videoların art arda aktığı bir akşamın sonunda ise çoğu zaman elde kalan tek şey yorgunluktur. İçerik az olduğu için değil; çok olduğu, çok hızlı geçtiği ve hiçbirinin üzerinde durulmadığı için.
Tüketmek ile biriktirmek
Bazı şeyleri tüketiriz, bazılarını biriktiririz. Tüketilen şey biter ve yerine yenisi gelir. Biriktirilen şey ise sende bir iz bırakır: bir beceri, bir anı, bir bağ. Ekranın kendisi kötü değil; ekranda da biriktirilecek çok şey var. Soru şu: Kapattığında elinde bir şey kalıyor mu, yoksa sadece zaman mı eksiliyor?
Küçük ama can alıcı
Bir şeyin sende kalıp kalmadığını anlamanın basit bir yolu var: Ertesi gün birine anlatabiliyor musun? Anlatamadığın şeylerin çoğu, izlerken bile aslında seninle değildi.
Boşluk hissi bir işaret
Ekranı kapatınca gelen boşluk bir arıza değil, bir sinyal. Beynin sana şunu söylüyor olabilir: “Çok şey gördüm ama hiçbirini yaşamadım.” Bu hissi bastırmak için ekrana geri dönmek en kolay yol; ama en az işe yarayanı. Boşluk başka bir şeyle doldurulmayı bekliyor: bir yürüyüş, bir sohbet, küçük bir üretim.
Amaç ekranı yasaklamak değil, ona biraz seçici bakmak. Bir belgesel, bir müzik videosu, bir ders anlatımı biriktirilebilir. Arka arkaya akan ve hiçbirini senin seçmediğin içerikler ise genelde tüketilir. Farkı yaratan çoğu zaman içeriğin kendisi değil, onu senin seçip seçmediğin.
Denemeye değer
Bu akşam ekranı kapatmadan önce kendine sor: Bugün izlediklerimden birine anlatabileceğim tek şey ne? Cevap bulamıyorsan, yarın izlemeye başlamadan önce ne izleyeceğini seçmeyi dene.
Ekranı kapatınca geriye ne kalıyor? Bazen hiçbir şey; bazen bir cümle, bir fikir, bir kahkaha. Neyin kalacağını büyük ölçüde sen seçiyorsun. Bu seçim, ekranın ne kadar açık kaldığından bile önemli olabilir.