Şarj bitince kaybettiğimiz şey sadece bir cihaz değil. Saat, harita, müzik, arkadaşlar, fotoğraflar, gündem, hatta biraz da kendimiz. Telefon bir alet olmaktan çıkıp hafızamızın, iletişimimizin ve eğlencemizin toplandığı tek bir cebe dönüşmüş. Tek cebe her şeyi koyunca, o cep boşaldığında elde hiçbir şey kalmıyormuş gibi geliyor.
Yüzde birin paniği
O paniğin içinde birkaç ayrı korku var: ulaşılamamak, bir şeyi kaçırmak, yolu bulamamak, sıkılmak. Bazıları gerçekten önemlidir; ailenin sana ulaşamaması gibi. Ama çoğu, telefon açık olsa da pek bir şey değiştirmeyecek küçük kaçırmalardır. Beyin bunları ayırt etmez; hepsi için aynı alarmı çalar.
Küçük ama tuhaf
Şarj yüzde 100'deyken fark etmediğin şeyi yüzde 1'de fark ediyorsun: telefonun hayatında ne kadar yer kapladığını. Pil göstergesi, bunu sana söyleyen en dürüst ayna olabilir.
Telefon kapanınca açılan şeyler
Şarjı biten birinin günü çoğu zaman bir süre sonra garip biçimde genişler. Otobüste camdan bakarsın, yanındakiyle konuşursun, bir şarkıyı kafanda çalarsın, yolu tabelalardan bulursun. İlk yarım saat eksiklik gibi gelir; sonra bazı şeylerin telefonsuz da yürüdüğünü görürsün. Kim olduğunun bir kısmı ekranda değil, ekran kapanınca ortaya çıkan o hâlde duruyor.
Bu, telefonu hayatından çıkar demek değil. Harita da müzik de iletişim de güzel. Mesele her şeyi tek bir pile bağlamamak: önemli bir numarayı ezbere bilmek, yolu bir kez kafanda kurmak, telefonsuz da keyif alabileceğin bir şeyin olması. Küçük şeyler, ama pil bittiğinde seni ayakta tutan şeyler.
Denemeye değer
Bir akşam telefon yüzde 100'deyken onu kendi isteğinle bir saat kapat. Kimse zorlamadan, planlı biçimde. O bir saatte ne yaptığını bir yere yaz. Şarj bittiğinde kim olduğunu o listeye bakarak görebilirsin.
Şarjın bitince kim oluyorsun? Belki telefonun gölgesinde unuttuğun kişi. Onu tanımak için pilin bitmesini beklemek zorunda değilsin.