Profil bir vitrindir. Vitrine kimse dağınık rafını koymaz; en iyi ürünü, en iyi ışıkta gösterir. Bunda kötü bir şey yok — herkes yapar. Sorun, vitrini bir süre sonra dükkânın kendisi sanmaya başladığımızda çıkıyor.
Seçilmiş anlar, seçilmiş bir sen
Paylaştığın her şey bir seçimdir: yüzlerce sıradan saniyeden ayıklanmış en parlak kare. Kötü günler, sıkıcı öğleden sonralar, kararsızlıklar vitrine girmez. Böylece ortaya “hep iyi, hep hazır” bir sen çıkar. Oysa gerçek sen, o vitrine sığmayan her şeyle birlikte sensin.
Küçük ama önemli
Herkesin profili en iyi kurgusudur. Yani sen kendi sıradan salını, başkalarının seçilmiş en iyi anlarıyla kıyaslıyorsun. Bu, baştan kaybedeceğin bir yarış.
Kurgu seni de yönetmeye başlarsa
Tehlike şu: bir süre sonra hayatı yaşamak yerine, profile yakışacak anları kovalamaya başlarsın. Bir yere “paylaşılır mı” diye gidersin. Bir şeyi “iyi çıkar mı” diye yaparsın. Vitrin, dükkânı yönetmeye başlar. O noktada artık sen kurguyu değil, kurgu seni kuruyordur.
Ve en yorucu kısım: kusursuz bir kurguyu sürdürmek zorunda hissetmek. Çünkü bir kez “hep iyi” göründüysen, kötü bir günü göstermek bir çöküş gibi gelir. Oysa kötü gün de senin; onu saklamak seni daha az yormaz, daha çok yorar.
Denemeye değer
Bir gün “iyi çıkmayan” ama gerçek bir anı paylaş — ya da hiç paylaşma, sadece yaşa. İkisi de, vitrinle aranda bir mesafe olduğunu hatırlatır.
Profilini kurmak suç değil. Ama arada durup sormaya değer: bu benim mi, yoksa benden beklenenin en cilalı hâli mi? Cevap ne olursa olsun, gerçek sen o vitrinin arkasında, çok daha ilginç bir yerde durmaya devam ediyor.